İSLAM TASAVVUFUNUN KAYNAKLARI
İslam tasavvufunun iki ana kaynağı bulunmaktadır. Bunlar da Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerdir. Önce Kur'an-ı Kerim'den birkaç ayet meali vererek konuya girelim. Yüce Allah, Resulü (s.a.v.)'ne hitaben şöyle buyuruyor: "Attığın zaman (okunu) sen atmadın, fakat Allah atmıştı." Bu ayet-i kerimenin dış yüzü, Yüce Allah'ın Müslümanlara yardım ettiğine ve onları zafere ulaştırdığına, böylece Müslümanların Bedir Savaşı’nı kazandıklarına delalet ettiği halde, mutasavvıflar ayet-i kerimenin, tahammül edeceği ve etmeyeceği bir takım manaları ona yüklemektedirler. Onlara bu ayet-i kerimeye göre yegâne fail-i mutlak Yüce Allah'tır. Her iş ve hareket O'ndan meydana gelir ve O'na döner. Allah'a nispetle kul, kâtibin elindeki kalem gibidir. Kâtip kalem tutarak kalemi kımıldatır ve kalem de O’nun istediğini yazar. Bir başka ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: "Allah, göklerin ve yerin nurudur." Bir diğer ayet-i kerimede ise şöyle buyurmaktadır: "Her nereye yüzünü çevirirseniz, Allah'a ibadet yönü odur." Mutasavvıflar, "Vahdet-i Vücut" ve "Vahdet-i Şühud" mezheplerini ve Yüce Allah'ın yarattıklarında tecellisini bu ayetlere dayandırırlar. Bir diğer ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey inananlar! İçinizde her kim dininden dönerse Allah, ona bedel, kendi tarafından sevilen ve O'nu seven insanlar getirir. Bunlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı zorludurlar. Allah yolunda savaşırlar, ayıpçıların ayıplamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın öyle bir inayetidir ki onu dilediğine verir." Mutasavvıflar ilahî sevgi hakkındaki görüşlerini bu ayet-i kerimeye dayandırırlar. Onlara göre bu sevgi iki çeşittir:
Yüce Allah'ın insana olan sevgisi,
İnsanın Yüce Allah'a olan sevgisi.
Bu ayet-i kerime her ikisini birden ifade etmektedir. Tasavvuf âlimleri, tövbe etmek, sabretmek, tevekkül etmek, Yüce Allah'ın sanat eserlerini tetkik etmek, zikir ve ibadete devam etmek, dünyadan el etek çekerek zahid olmak hakkındaki görüşlerini de şu ayet-i kerimelerle desteklerler:
"Hepiniz, tövbe ederek Allah'a dönünüz ey müminler ki felah bulaşınız."
"Allah'tan mağfiret dileyiniz ve O'na dönünüz."
"Ey müminler! Allah için hakkıyla tövbe ediniz."
"Ey İnananlar! Sabrediniz, sabretmekte metanet gösteriniz ve savaşınız." "Sabredenlerin ecri hesapsız verilir."
"Sabretmek ve bağışlamak, bunlar azmi belirten şeylerdir."
"Ölümsüz olan ve her zaman diri bulunan Mevla'ya tevekkül et (dayan ve güven)."
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde özü temiz kimseler için ayetler vardır."
"Allah'ın adını an, mutlak ihlâs içinde O'na yönel."
"Tâ yakıyn gelinceye kadar Allah'a ibadet et."
"Sabah akşam Allah'a dua ve niyaz edip rızasını kazanmaya çalışanlarla beraber sabret (katlan), onlardan gözlerini ayırma."
"Onlara bu dünya dirliğinin misalini getir. Dünya hayatı gökten yağdırdığımız yağmur gibidir. Onunla arzın bitkileri yeşerir, sonra kurur, ufalanır. Rüzgârlarla savrulan toz olur."
"Bilin ki dünya hayatı oyun ve eğlencedir, süstür, aranızda öğünmedir. Mal ve evlat çokluğu için bir yarıştır. Bunlar, yeşerttiği nebat, kâfirlerin hoşuna giden yağmur gibidir. Yağmur kesilince nebat sararır, sonra ufalanır. Ahirette şiddetli azap vardır. Allah tarafından bağışlanma ve hoşnut edilme de vardır. Dünya hayatı gurur sermayesinden ibarettir."
"Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz haktır. Dünya hayatına aldanmayınız ve aldatıcı şeytan, sizi Allah hakkında aldatmasın."
Mutasavvıfların görüşlerini destekleyen Kutsi hadisler de bulunmaktadır. Onlardan birkaç örnek şöyledir:
"Allah Resulü (s.a.v.), Yüce Allah'ın diliyle şöyle buyuruyor:
"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim ve halkı yarattım. Onlar da beni benle tanıdılar."
Mutasavvıflar bu Kutsi hadisi ele alarak kendi görüşlerine göre ilahî aşk kaynağı sayarlar. İlahî aşk ise, onlara göre evrenin yaratılmasına sebep olan ilk esastır. Onlara göre Allah (c.c.) vardı ve başka hiçbir şey yoktu. Yüce Allah zatını, zatından başka bir şeyde görmek istemiş, onun için varlığı (yani hilkat âlemini) yaratmıştır.
Diğer bir Kutsi hadis de şu mealdedir:
"...kul, nafilelerle bana kendini sevdirinceye kadar yaklaşır. Onu sevince, onun işiten kulağı, gören gözü, yakalayan eli, yürüyen ayağı ben olurum. O, benimle işitir, benimle görür, benimle söyler, benimle düşünür, benimle tutar, benimle yürür..."
Tasavvufçular içinde zevk ve vecde aşina olanlar için bu Kutsi hadis-i şerif, kulun Allah içinde fena bulmasını ifade eden çok feyizli bir kaynak teşkil etmiştir. Bu hal öyle bir haldir ki insan, âşık olmakla zatı (varlığı), ma'şukun, yani Yüce Allah'ın zatının zatına geçmiş ve iki zat birleşmiş, tek bir zat oluşmuş ve insanın her yaptığı, her duyduğu, O tek zattan meydana gelmeye başlamış olduğunu hisseder.
Konu ile ilgili olarak Allah Resulü (s.a.v.)'nden Kutsi olmayan hadis-i şerifler de varid olmuştur. Bu hadis-i şerifler tasavvufçuların yaptıkları riyazatlarm ve yaşadıkları zevklerin temeli sayılmıştır.
Bu hadis-i şeriflerden biri şudur:
"Kendini bilen Rabbini bilmiş olur."
Tasavvufçular bu hadis-i şerife dayanarak şöyle demişlerdir:
"İnsan kendisinin bir hiçten ibaret olduğunu bilecek olursa, Allah'ım da yegâne yaratıcı varlık olarak tanımak üzere hazırlanmış olur."
Diğer bir hadis-i şerif de şudur:
"En büyük düşman, iki yanın arasındaki nefsindir."
Bundan dolayı mutasavvıflar nefisleriyle savaşmayı ve nefislerini dizginlemeyi, onu kötü huylarından temizlemeyi ve en güzel huylarla yaşatmayı en büyük görev kabul ederler. Mutasavvıfların kendilerine işaret ettiğim, hallerini tasvir ederek, peygamberler, şehitler ve bütün insanlar arasındaki mevkilerine ve Allah katındaki durumlarına delalet ettiğini söyledikleri hadis-i şeriflerden biri de şudur: "Allah'ın kulları arasında öyle kimseler vardır ki, ne peygamberdirler, ne de şehittirler. Fakat kıyamet günü onların Allah katındaki mertebelerine bakarak peygamberler de şehitler de onlara gıpta ile bakarlar." Allah Resulü (s.a.v.)'nün bu hadis-i şerifi irad buyurması üzerine, yanında bulunanlardan biri şu soruyu sormuştur: "Bunlar kimlerdir ve yaptıkları nelerdir ki biz de belki onları severiz?" Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Bunlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın ruhu ile sevişirler. Aralarında Rahim (kan) bağlantısı olmadığı yine aralarında mal mübadelesi yapmadıkları halde. Onların yüzleri nurdur (nurludur) ve nurdan birer minber üzerindedirler. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar ve insanlar tasalandıkları zaman onlar tasalanmazlar." Allah Resulü (s.a.v.)'nün bu sözleri söyledikten sonra şu ayet-i kerimeyi okuduğu rivayet edilir: "İyi biliniz ki, Allah'ın veli kulları için ne korku vardır, ne kaygı." Bütün bu delilleri, Allah Resulü (s.a.v.)'nün İslam'dan önceki ve sonraki hayatı hakkında bilinenlere katacak olursak gerçek apaçık ortaya çıkar. Allah Resulü (s.a.v.)'nün peygamberlik gelmezden önceki (kırk yaşından önceki) hayatı da zühd örnekleriyle doludur. Zahidlerin zahidliklerini, mutasavvıfların zevklerini ve mezheplerini destekleyecek ilk ana kaynak Allah Resulü (s.a.v.)'nün yaşadığı hayatta, daha açık bir ifade ile Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde açıkça görülmektedir. Gerçek İslam tasavvufunda İslam dışı bir tesir söz konusu değildir. Bu husustaki menfi görüşler kasıtlı saptırmalardan ibarettir.